7 Ekim 2010 Perşembe

*GİZ


Senin yanındayken
Bir şeyler akıyor içimden,
Çağlayanlar gibi...
Tutku mu desem, çoşku mu desem.

Eve dönerken
Bir şeyler sönüyor içimde,
Gün batıyormuş gibi
Hüzün mü desem, korku mu desem.

Fang VEi TEH

*BAĞLANMAYACAKSIN

"İnsanları beğenilerinde ve yorumlarında özgür bırakacaksınız"

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

Can YÜCEL

6 Ekim 2010 Çarşamba

*GÖRÜLMÜŞTÜR


Ne yak mektubun ucunu
Ne sevgini sayfalar
Dolusu dile getir
Zarfı kapatırken yanlız
Kuytu dudaklarını
Çokça değdir

Sunay AKIN

*ÇIRILÇIPLAK


Küstahlığımı nezaketim götürdü
Sadece kendime bakakaldım.
Kararsızlık bir an sürdü
Gizlenen insanların ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak

Selamımı tanıdıklar götürdü.
Saygı bekleyince alçaldım.
Kararsızlık bir an sürdü
Kendini beğenmişler ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Ağlamayı ölenler götürdü.
kendimi ölmez sanınca ufaldım,
kararsızlık bir an sürdü.
Ölülerle dirilerin arasında bir ben kaldım,
Çırılçıplak.

Sonsuzluğu ufuklar götürdü.
Yarattığım dünyaların içinde daraldım.
Kararsızlık bir an sürdü
Başlangıç ile bitiş ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Aydınlığı bulutlar götürdü,
Yıldızlara doğru yol aldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Varanlar ile duranlar arasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Ö.ASAF

*6 EKİM 1923 İSTANBUL'UN KURTULUŞU


Türk’ün Son Başbuğu Gazi Mustafa Kemal Paşa,13 Kasım 1918 de “Geldikleri gibi giderler” demişti.
5 Ekim 1923′te şehrin Anadolu yakasına gelen Türk Ordusu, 6 Ekim 1923 günü coşkun bir bayram havası içinde, sevinç gözyaşları arasında ve çiçek yağmuru altında İstanbul’a girdi.
ve
“Geldikleri gibi gittiler"

http://www.celaliboylu1.blogspot.com/

1 Ekim 2010 Cuma

*BENİ SEVMENİ İSTİYORUM



Seninle buluşmamız ne kadar güç olsa da
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Beş dakika başbaşa kalmamız suç olsa da,
Senden sadece beni sevmeni istiyorum...

Çağırsam bile gelme, yorulma ne olursun!
Sen üzülme, incinme, kırılma ne olursun!
Beni yanlış anlama, darılma ne olursun!
Senden sadece beni sevmeni istiyorum...

Bir gün bensiz kalsan da benimle yaşamanı,
Aşkımın değerini sır gibi taşımanı,
Nemli bakışlarınla resmimi okşamanı,
Senden sadece beni sevmeni istiyorum...

Senden tek dileğim var, özel imtiyaz değil,
Kulun başka bir kula ibadeti farz değil,
Haşa! Yaratan gibi beş vakit namaz değil,
Senden sadece beni sevmeni istiyorum...

Cemal SAFİ

28 Eylül 2010 Salı

*ŞAH BEYİTLER-67


Kasr-ı cefâyı yapmağa şâhân-ı mülk-i hüsn
Ferhâdı taşlara beni toprağa saldılar
Hâyâli

"Güzellik ülkesinin sultanları cefa köşkünü bina etmek için Ferhad’ı taşlara beni toprağa saldılar."

Bina inşaa etmek için taş ve toprak gereklidir. Güzellik ülkesinin sultanları Ferhat’ı taş getirmekle, şairi ise toprak taşımakla görevlendirirler.

Fuhat, “Ferhat ile Şirin” hikâyesinin kahramanıdır. Sevgilisi Şirin’e kavuşmak için dağları delmiş, kayaları oymuştu. Bu yüzden taş getirmekle görevlendirilmiştir. Şair ise kendini Ferhat’la çalışma ortağı olarak nitelendirip görevinin toprak getirmek olduğunu belirtmiştir.

“Taşa ve toprağa salmak ölmek anlamında da kullanılmıştır:
Fuhat, kendini dağa-taşa- salarak,
Şair ise toprağa gömülerek öldüğünü belirtmiştir.

Cefâ ülkesinin binasının inşaatı için onların ölüp taş ve toprak olmasına bağlıdır.

 Hazırlayan: İbrahim Cemal TORUN

25 Eylül 2010 Cumartesi

*BENİ ARTIK SEVMEYİN


(bir şarkıdan geçerken..masal perisi*)
“..elini son defa yanağıma koy../..istemiyorsan giderim..giderim..”

inandığım değerleri kaldırdım çeyiz sandığıma
sakladım../..kenarlarını tığla ördüğüm umutlarımın arasına
parmaklarımda naftalin kokusu
alışamadım unutulmaya

kaç yaşında sevdim ben bu yalnızlığı.?
hangi yürek öncüsü oldu ezinç taşkınlıklarımın..?
bana düşen artık susmaktır
toplamından taşıyorum iç acılarımın

defterimin arasında kurutulmuş anılar
yüzlerinde palyaço gülüşleri
kimbilir../..hangi sevdadan kalma

“..serin bir sonbahar akşamında söz../..ismini unutur silerim..silerim..”

isyan perdesini indirdi gece, suya yansıdı öksüzlüğüm
şehrin kapılarını tutsun bütün yıldızlar,
yoksa firar edip kaçacak hüznüm

sevdiğim erkekler geliyor aklıma
bir çocuk gibi usulca sokulup,
bir nehir gibi akıp giden erkekler

ama sen
son vurgunum../...en çok vurulduğum

veda mektubun hala cüzdanımda
biraz yırtıldı ve buruştu ama
tek kanıtı biten bir aşkın
yoksa../..kimse inanmıyor ayrıldığımıza

“..tuttuğun kalem olsa yüreğinin elleri.../..bir defa daha yazsa bebeğim...bebeğim..bebeğim..”

ah bu ben
grameri bozuk bir hikayenin içinde,
yüklemini kaybetmiş bir cümle gibiyim
sindire sindire yaşamalı ayrılıkları da
belki de bu yüzden../..hala aşık gibiyim

hangi kırgınlığın içinde boğuldu gülüşlerim...?
iğnesi kırılmış bir plak gibi dönüyorum olduğum yerde
ve şarkılarımı kusamıyorum
gücenik makamından eserler dinleyemediniz,
hepinizden özür diliyorum

“..eğer bir masal perisi girerse rüyalarına../..öldü dersin gül güzeli, tılsımını kaybetti..”

çok erken susturuldum
bu yüzden bu üç boyutlu sarhoşluklar
fasl-ı şahane yıkılışlar
alnımda eksik bir veda busesi,
mümkün değil../..sevilemez ayrılıklar

sol göğsüm../..yanık göğsüm
nasıl da zor sevgi aramak resimlerde
bir çocuk olsam kolaydı ama../..büyüdüm

“..uğruna döktüğüm gözyaşları için../..yağmurdan özür dilerim..dilerim..”

beni artık sevmeyin
tuza yatırdım gönlümü../..düşlerimin yanına
gözlerimde esrik bir sızı,
alışamadım unutulmaya

* Leman Sam, şarkısı

Pelin ONAY
Teşekkürler Arzu Trak

*SENİ İÇİMDEN TERKEDİYORUM



Binmediğim hiç bir otobüs
Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayat
Neyi erken yaşadıysam
Hep ona geç kalıyorum
Sana göçüyorum her sonbahar
Yolların çıkmıyor aşkıma
Unuttuğun yağmurların adı saklımda
Seni içimden terk ediyorum

Susmaktan yoruldum
Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri
Efkar demliyorum gözlerimde
yaşlarımı, yanağıma varmadan öldürüyorum
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
Seni içimden terkediyorum

Ne unutacak kadar nefret ettin
Ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın
Yanılgımdın
Yandığımdın
Yangındın

Sensizliğe yenilmek
Sana yenilmekten zor olsada
Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum

Şimdi
İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık
Tamamlayamadık bizi
Elinden tutamadık yanlızlığımın
Saçlarımıda uzaklarına gömdün

İçimin mavisi senin okyanusundandı
Al! geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
Sana bensizliği terkediyorum

"Yârime uzanmayan bütün dallarım kırılsın" demiştin
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

Ne tuaf değil mi?
İçimi acıtanda sendin
Acımı dindirecek olanda
"Ya öldür beni"dedim
Ya da git benden
İçi bulanık bir sevdanın ucunda
Seni kaybettim
Aldırmadın aldırmalarıma
Bir gecede yakıp yârini
Şafaklara sattın ihanetini
Küllerime basanlar bile utandı yaptığından
İşte soluk bir ömrün son nefesi

Benden
İçimden
Terkediyorum

Kahraman TAZEOĞLU

24 Eylül 2010 Cuma

*ŞEN OLASIN HALEP ŞEHRİ


Hiç kimse yakıştırmamıştır hüznü kendine
hüzünler ki aşkın ve şiirin
yıllanmış şarabıdır
damıtılmış acıların imbiğinden
hüzünler ki şairlerin yüreğinde uçuşan
sararmış çiçek tozlarıdır

biraz da şairlere özgüdür hüzün

Bozkırın yalımına direnen
solgun bir gül gibi yüzün
Acının sabrın ve yalnızlığın
sessizliği sararıyor
yorgun güzünde alnının
ve artık bir şey bırakamıyorsun
bekleyişlerden başka kendine

biraz da şairlere özgüdür bekleyiş

Hiç kimse senin kadar
alışkın değildir ayrılıklara
ayrılıklar ki nişanlısıdır hasretin
acılar ve türkülerle çeyizlenir
bekleyişlerin sararan güzüne
ve hasret kızıl bir güldür
ayrılıkların mendiline nakışlanmış

biraz da şairlere özgüdür hasret

Ahmet TELLİ

23 Eylül 2010 Perşembe

*BİR RESİMDE ATATÜRK




İzmir' e girişini Atatürk' ün
Bir kahve duvarındaki resimde gördüm
Bir ılık güz öğlesinde
Şanlı haki urbası üzerinde
Koymuştu kılıcını içine kınının
Yürüyordu arasına sevgili halkının
Ayağında Anadolu' dan getirdiği toz
Bir inanç gözlerinde tükenmez
Alabildiğine insan kalabalığı ardı
Bir aydınlık geleceğe bakıyordu
Işıktı sevinçti türküydü
Görseydiniz o resimde Atatürk' ü

Sabahattin Kudret AKSAL


Saygıdeğer meslektaşım Emekli Tarih Öğretmeni Aysel SIR Hanımefendiye saygılarımla

22 Eylül 2010 Çarşamba

*DÜŞKAVURAN


Gittiğine inansam dönmeni beklerdim
Köhne gemiler geçiyor içimden
Hangi sokağa dalsam hangi kapıyı açsam
Ardında sen

Hep sesine bir kulaç kala boğuluyorum
Bilmem
Sen mi erken demir alıyorsun
Ben mi geç kalıyorum

Ellerimi bıraktığın yerden
Çığlar yuvarlanıyor ta şurama
Her gece fırlatıp denizlere
Yitirilmiş tebessumleri
bir cigarayla parmak uçlarımı öldürüyorum
çürümüş rüyalardan arta kalan mirasınla
yolcusuzu yollara döndüm
alnımdaki girdaplar şimdi kan tarlası

fırtınalar kopuyor demişsin
yüreğinin en rüzgarsız yerlerinde
oysa ben
bin mevsim sana fırtınalandım
sen bilmedin
gittiğine inansam dönmeni beklerdim
Kahraman TAZEOĞLU

21 Eylül 2010 Salı

*ŞAH BEYİTLER-66


Kadd ü haddin gösterir yârin çemende ser ü gül
Gonca oldur kim utanıp ağzını ebsem tutar

Cemâlî

"Bahçedeki servi ile gül, sevgilinin boyunu ve yanağını gösteriyor.
 Gonca da bu durumdan utanıp ağzını kapatıyor, sesini çıkaramıyor."

Sevgilinin boyu, uzunluğu ve endamıyla serviye; yanağı ise parlaklığı ve kırmızılığı bakımından güle benzetilmiştir; fakat gonca bu benzerliği haklı bulmuyor. Sevgilinin boyu ve yanağı karşısında ‘’dilini yutmak’’ deyiminin anlattığı şekilde hayran ve şaşkındır.
Gonca, gülün açmamış halidir. Kapalı olması ve konuşamaması arasında ilgi kurulmuştur.

Hazırlayan:İbrahim Cemal TORUN
Özel Adana Gündoğdu Koleji T.Dil.Edb.Öğr.

*GİTMELİYDİM



Korkuyordum
Yaralarım diye seni
Serseri mayın tesirli sözlerimle…
...Sınır dışı edilmiş merserize serinliklerimde
Titrersin diye
Korkuyordum!

Tek şeritli bir otobanda
Kaza süsü verilmiş bu ilişki
Daha fazla sürmezdi
Biliyordum…

Bu ten bu beden yoracaktı
Bu coğrafya bu iklim bozacaktı
Bitki örtülerim sarmaşık kılığında boğacaktı elbet seni!
Biliyordum başından beri
Biliyordum adım gibi…

Yarı ıslak çırılçıplak küflü bir kırgınlık sızarken gölgemden
Biliyordum takvimsel uyuşmazlık
Ya da şiddetli betimsizlik bahanesiyle
Tedavülden kaldırılmak üzereydi bu ilişki zaten!

Şimdi göğsümde köpüren köprücük sularımda
Tüketiyorum ömrünü kelebek yüzmelerin…
Küreksizim nefessizim!
Bir körünki kadar ağır adımlarım
Bir sağır kadar dilsizim!

Sanki ikinci sınıf bir oyunun açılmayan perdesinde figüranca unutulan repliğin son hecesindeyim!
Ya da kılçık kıvamında boğaza düğümlenen ekmek arası etkisiz bir ünlemim!

Ama biliyordum
Çok açıktı
Aşacaktı seni parantez içlerim
Beş bilinmeyenli denklemlerim…
Yoracaktı gam küpüyle çözülmeyen formüllerim!
İç acılar toplamımı aşmadan yenilgilerim
Çekip gitmeliydim
Çekip gitmeliydim!

Ekvatora kırk derece eğriydim
Yazları kurak kışları kederliydim
Yer yer parçalıydım
Bulutluydum
Nemliydim!
Seni bu iklime hapsedemezdim!
İşte bu yüzden
Gitmeliydim
Gitmeliydim!

Kahraman TAZEOĞLU

19 Eylül 2010 Pazar

*2010-2011 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI BAŞLIYOR...

Bir milli eğitim programından söz ederken, eski devrin boş inançlarından ve yaradılış niteliklerimizle hiç de ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, milli karakterimiz ve tarihimizle uyumlu bir kültür kasdediyorum. Çünkü milli dehamızın tam olarak gelişmesi ancak böyle bir kültür ile sağlanabilir. Herhangi bir yabancı kültür, şimdiye kadar takip edilen yabancı kültürlerin yıkıcı sonuçlarını tekrar ettirebilir. Kültür ( fikri kültür ) ortamla uyumludur. O ortam milletin karakteridir.
Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara özellikle varlığı ile, hakkı ile, birliği ile ters düşen bütün yabancı unsurlarla mücadele lüzumunu ve milli duyguya dayanan düşünceleri büyük bir olgunlukla her karşıt düşünceye karşı şiddetle ve fedakârlıkla savunma zorunluluğu telkin edilmelidir. Yeni neslin bütün manevi gücüne bu özellik ve yeteneklerin aşılanması önemlidir. Sürekli ve müthiş bir mücadele şeklinde beliren milletlerin hayat felsefesi, bağımsız ve mutlu kalmak isteyen her millet için bu özelliği büyük bir şiddetle istemektedir. ( 1921 )

Çocuklarımızı aynı eğitim derecesinden geçirerek yetiştireceğiz.
Kesinlikle bilmeliyiz ki, iki parça halinde yaşayan milletler zayıftır, hastadır.
Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz tahsilin hududu ne olursa olsun, onlara esaslı olarak şunları öğreteceğiz:
1 - Milliyetine,
2 - Türkiye Devleti'ne,
3 - Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne; düşman olanlarla mücadele lüzumu. Fertleri bu mücadele gerekleri ve vasıtalarıyla donanmayan milletler için yaşama hakkı yoktur. Mücadele, mücadele lâzımdır. ( 1922 )