14 Ocak 2010 Perşembe

*ŞAH BEYİTLER-37




Kûyın gedâsı oldu dil-i müptelâyı gör
Sevdâ-ı mülk-i saltanat eyler gedâyı gör

Bâki

Sevgili gönlüm senin köyünün-mahallenin-dilencisi oldu.
Şu dilenciye bak!  Sana gönül verdikten sonra sevda ülkesinde saltanat sürüyor.
Âşıklar, sevgilin kapısında dilenci olmayı hiçbir saltanata değişmezler

(“Fâkir-i padişah-âsâ gedâ-yı muhteşemem”
"Fakirim ama padişah gibiyim. Dilenciyim ama muhteşem dilenciyim"
Fuzuli


Haz.İbrahim Cemal TORUN

12 Ocak 2010 Salı

*SON MEKTUP





Yazdığın son mektup şu an elimde
Okuyup ağlıyorum her kelimede
Demek ki yalanmış aşkın sevginde
Mutlu ol diyorsun sensiz olur mu
Teselli artık neyi değiştirir ki
Elinle kabrimi kazdın demek ki
Ben zaten dünyada gün görmedim ki
Son darbeyi vurdun bu son mektupla
Ayrılsak ta mutluluk dilerim sana
Katlanmak zorundayım göz yaşlarıma
Yazdığın haberin her satırına
Ecelimi kazsan da şu son mektupla
Demek ki sevenler böyle yanarmış
Tanrının verdiği canı kul alırmış
Benim kaderimde de ayrılmak varmış
Her şeyi anladım bu son mektupla
Teselli artık neyi değiştirir ki
Elinle kabrimi kazdın demek ki
Ben zaten dünyada gün görmedim ki
Son darbeyi vurdun bu son mektupla

*UÇUN KUŞLAR

hareketli-resimler-Birds_in_sky.gif


Seninle buğulu bir çiçek gibiyim
Seninle boy verip yeşereceğim
Seninle rüyalarda gerçek gibiyim
Seninle ömür boyu güleceğim
Uçun kuşlar uçun yarin olduğu yere
Uçun kuşlar uçun alın götürün beni de
Uçun kuşlar uçun yarin olduğu yere
Uçun kuşlar uçun ahh götürün beni de
Sözlerin telefondan boğuk geliyor
Gözlerin çok uzaktan donuk geliyor
Her mevsim sen olmadan soğuk geliyor
Nerdesin ömür sensiz geçip gidiyor
Uçun kuşlar uçun yarin olduğu yere
Uçun kuşlar uçun alın götürün beni de
Uçun kuşlar uçun yarin olduğu yere
Uçun kuşlar uçun ahh götürün beni de
Seninle ayrı ayrı iki damlayız
Seninle geleceğe yağmalıyız
Ufukta bizi bekleyen günler var
Yeter ki aynı yöne koşmalıyız
Uçun kuşlar uçun yarin olduğu yere
Uçun kuşlar uçun alın götürün beni de
Uçun kuşlar uçun yarin olduğu yere
Uçun kuşlar uçun ahh götürün beni de

- Şimdi radyoyu açtım; şarkımız çaldı. Başka bir boyuttan
seslenir gibisin.
Deniz kıyısında dolaştım biraz. Evet bizden sıkılmış. Bence
duruyorlar hala.
Dalgalar bizden yana; ama kuşlardan bir haber yok.
Belkide başka bir yöne göçüyorlar. Senin göndermediğin,
uzak, çok uzak bir yere!..

İlhan İREM

*DUDAK PAYI



Çay bardağında
Bırakılan dudak payı
Kadar bile
Uzak kalamam
Gözlerine

Yakın olsun isterim
Ellerime ellerin
Yanında beton binaya
Yaslanması gibi
Köhne bir evin

Seni bir çivi
Gibi çaktım
Çünkü beynime
Ve toplayıp
Bütün kerpetenleri
Attım denize

Sunay AKIN

11 Ocak 2010 Pazartesi

*SUDA AYAK İZLERİ




Önce bir deniz düşer aklıma
Masmavi bir şarkı başlar derinden.
Sonra yosun kokan ıslak bir rüzgar;
Saf saf, serin serin gelir,
Rüzgarda lirik fısıltılar,
Rüzgarda ilkbahar sahillerinden
Müjdeler taşıyan sözlerin gelir!

Açılır hayale kıvrak bir yelken,
Çözülür dolaşır mısralar bir bir.
Ve sen gelirsin uzaklardan sen;
Hani o en yitik efsanelerden
Ta ruhuma gülen gözlerin gelir.

Çocuksu bir umut karışır tuza,
Tüm katı gerçekler çözülür, erir.
Kıyıdan bir gölge uzar sonsuza
Yasaklar, incecik bir geçit verir;
Üzerinden ürkek, belli belirsiz
Üzerinden kaçak yakamozlarla
Bana doğru ayak izlerin gelir.

Bekir Sıtkı ERDOĞAN

*YAĞMUR OLSAM


"fotoğraf:Celali Boylu"

Sel taşkını bir akşamüstü
Bulutları bağrına basan
Ağaçlara sordum seni
Yaprak rüzgarı tutmaz dediler
Uzun uzun baktılar yalnızlığıma
Yangın yeri bir yürek
Bir de yağmur gösterdiler

Ne olur şu yağmurların
Birdenbire yağanı ben olsam
Rüzgarı düğümlesem saçlarına
Bir daha bırakmasam
Öpsem kirpiklerini
Süzülüp gözyaşlarına karışsam
Çağlayıp aksam çağlayıp aksam
Yüzündeki ırmaklarla geçsem ovaları
Dudaklarında denizlere çıksam

Adnan YÜCEL

*PİA



ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler

bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldızlar basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
Singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk

ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm

Attila İLHAN
Paylaş

9 Ocak 2010 Cumartesi

*ŞİMDİ GİT




Şimdi git..
Say ki, seninle içinden sevda geçen
bir türkü söylemedik..
Say ki, gece mektuplarını, en güzel aşk şiirlerini
beraber ezberlemedik..
Say ki, sevda trenini kaçırdığım durakta
bir süre beraber beklemedik..
Sen git..
Ben gelemem bu yürekle..
Ya da kal..
Eylül yağmurlarını bekle..

Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Saçlarıma ak düşmemiş halimle..
Sen yaşlardayken..
Onsekizimde, yirmimde..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Kaldırımların ıslak ve temiz haliyle..
Yaşlı yüzüm delikanlı yüreğimle..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Aşksız geçen onca yılı yakacağım..
Sevda alevinde kendi ellerimle...

Şimdi git..
Say ki, seninle sahildeki çardakta
hiç dondurma yemedik..
Say ki, oturup konuştuğun
yaşlı ve yabancı bir adamdı..
Ve sevdadan hiç söz etmedik..
Say ki, hiç gülmedik..
Aynı şeyleri sevmedik..
Ve yağmurdan sonra beraber yürümedik..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Kimse bilmeyecek, herkesten gizleyeceğim..
Yağmurdan sonraki toprak kokusu olacak havada..
Seninle gökkuşağının altından geçeceğim..
Seni yağmurdan sonra seveceğim..
Ve seni sevdiğimi kimseye söylemeyeceğim..
Belki bu dünya gözüyle gördüğüm son yağmur olacak..
Islak kaldırımlarda sırılsıklam yürüyeceğim..
Ben seni yağmurdan sonra seveceğim..
Ve bir gün ölürsem siyah gözlerinde öleceğim...

Uğur ARSLAN

8 Ocak 2010 Cuma

*HÜZÜN ŞİİRLERİ



Hafiften bir yağmur yağıyordu
Ipıslak uzanan raylar hüzün veriyordu bana
Deli bir rüzgâr musallat olmuştu
Uzaklara uçuşan saçlarına

Sonra bir düdük öttü hain
Mahzun bakışlar kaldı karanlıkta
Birden yalnızlık doluverdi
Senden boşalan avuçlarıma

Bak sevdiğimiz şarkılar da susmuş
Yitirmiş sevincini yıldızlar bile
Artık bu şehrin sokakları da bomboş
En cömert vaktindeki bahar bile nafile
Yollar götürdü sevincimi yollar
Simdi tatsız bir akış halinde zaman
Girgin dünyamda yalnız
Yaşıyor pırıl pırıl hatıran

Sana gönül koydum Haziran ayı
Böyle melûl-mahzun bıraktın beni
Dağlar yalnızlığınca yücedir ama
Hoyrat yine de yalnızlığın elleri

Alıştığımız zamanlar vardı hülyalı rahat
Gittin tükendi ömrümdeki aydınlık
Kalbimde bir burkulma bir garipseme
Mevsimler manasını kaybetti artık

Birden uzaklaşıverdi bahçemden son kuş
Vakitsiz boynunu büktü sardunyam
Yıldızlar isteksiz rüzgârlar hırçın
Şimdi yalnız hatırandan ibaret dünyam

Bulutlar geliyor uzaklardan
Bulutlar getirsin aydınlığını bana
Silinsin içimdeki bu vakitsiz karanlık
Yeniden hükmedelim zamana

Gün bir daha doğmadı pencereme
Bir acı şarkıya başladı rüzgâr
Masmavi akışı durdu zamanın
Benden koparırcasına aldı seni ufuklar

Böyle öksüz kaldı artık bu şehir
Göklerinde mahzun bakışlı kuşlar
Bir el sildi ufkumdan renkleri bir bir
Hep aynı hasretle söndü yıldızlar

Ama hatıran var içimde sıcak
Bir baca gibi hep tüten hâtıran
Bulutlar öyle yalnız geçmeyin üzerimden
Bir tanem el ediyor uzaklardan

Birden susuverdi serçecik
Temmuz bahçelerinde çiçekler mahzun
Rüyalarım bile senindir çocuk
Dolaş gecelerimde uzun uzun

Ne rüzgârda bir teselli var
Ne yıldızlarda merhamet kaldı
Kapkara kanadını gerdi yalnızlık
Dünyam ufaldıkça ufaldı

İlhan GEÇER

*SEVDA



Yaklaş pencereye yaklaş
Toprak kokusunu duyuyor musun?
Gümüş pırıltıları kaybolmadan
Islak yaprakların
Dışarıda olmalıyız
Bırak kapıdan çıkmayı
Elini ver
Yağmur birden kesilebilir
Bir bakarsın gece biter
Sabah ölebilirim
Tutunacak biricik dalım dünyada
Yanımda olmalısın yanımda
Tek kelime konuşmadan dolaşmak
Yaşadığımı duymak istiyorum

Celal VARDAR

7 Ocak 2010 Perşembe

*SEN SÖYLEMEDEN DE BİLİYORUM




Seziyorum ki kaçacaksın..
Yalvaramam koşamam
Ama sesini bırak bende

Biliyorum ki kopacaksın
Tutamam saçlarından
Ama kokunu bırak bende

Anlıyorum ki ayrılacaksın
Çok yıkkınım yıkılamam
Ama rengini bırak bende

Duyumsuyorum ki yiteceksin
En büyük acım olacak
Ama ısını bırak bende

Ayrımsıyorum ki unutacaksın
Acı kurşun bir okyanus
Ama tadını bırak bende

Nasıl olsa gideceksin
Hakkım yok durdurmaya
Ama kendini bırak bende.

Aziz NESİN

*DİYORLAR



Ölürsem yazıktır sana kanmadan
Kollarım boynunda halkalanmadan
Bir günüm geçmiyor seni anmadan
Derdine katlandım hiç usanmadan
Diyorlar: "Kül olmaz ateş yanmadan
Denizler durulmaz dalgalanmadan!"

Saadet benziyor boş bir seraba
Düşüyor her seven gönül azaba
Gelmiyor çekilen dertler hesaba
Diyorum: "Sebep ne bu ızdıraba?"
Diyorlar: "Kül olmaz ateş yanmadan
Denizler durulmaz dalgalanmadan

O.Seyfi ORHON

*NASIL BİR SEVDAYSA



ay çok mu gecikti neredeyse çıkar
sen yanlızlığıma varır varmaz
az sonra yağmuru durduracaklar
rüzgarı değiştirdim
ustura ağzı poyraz

yok canım yıldızları unutmadık
mutlaka yerlerinde bulunacaklar
kenarı yaldızlı mavi bir karanlık
sütlü çıplaklığını örtecek kadar

senin için olduğu asla bilinmeyecek
yapraklarını birden dökecek dutlar
şafak sökerken sekiz on kadar şimşek
balkonda işlemeli müstesna bulutlar

ayak bastığın an şehir de değişebilir
yoksa Moskova mı
belki berlin belki dakar
belki 30'lardan mehtap yorgunu izmir
körfez'de şerefine donatılmış vapurlar

nerede ne zaman kaç kere yaşadık
nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar
bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık
dudaklarımızda birbirimizden mısralar

Attila İLHAN

6 Ocak 2010 Çarşamba

*ŞAH BEYİTLER-36


Terk etti ben zâfini gitti revân gibi
Gelmek müyesser olmadı bir dahi can gibi

Bâki

Sevgili, şu zavallı âşkını bir akarsu gibi terk etti gitti.
 Bir daha geri dönmesi de kısmet olmadı can gibi.
Sevgilinin gitmesi, âşığın canı da gider;
çünkü gitmek, ölmek demektir.
Nasıl ki can vücuttan ayrılıp gidince dönüşü mümkün olmayacaksa,
 sevgili de giderse âşık ölüden farksız olmayacaktır.
Sevgili âşığın CAN’ıdır.

Haz.İbrahim Cemal TORUN

4 Ocak 2010 Pazartesi

*HAYATTA NELER ÖĞRENDİM...

"Ya Hazreti Mevlâna"


Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi. ..
Ağladım.


Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatin bitmeye başladığı an olduğunu;
Aradaki bolumun, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
Sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu,
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini,
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
Bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir sure sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine inandım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.


Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
Gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

Her canlının olumu tadacağını,
Ama sadece bazılarının hayati tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya...
Kalp durur...
Akil unutur...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur...

MEVLÂNA