29 Eylül 2009 Salı

*GÜLÜŞÜN EKLENİR KİMLİĞİME



Gün biter gülüşün kalır bende
anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarım kalan bir şiir belki de

Aykırı anlamlar arayıp durma
güz biter sular köpürür de
kapanmaz gülüşünün açtığı yara
uçurum olur cellat olur her gece

Her gece yeniden bir talan başlar
acı ses olur, ses deli bir yağmur
eski bir eylüle gireriz böylece

Sığındığım her yer adınla anılır
ben girerim, sokağı devriyeler basar
bir de gülüşün eklenir kimliğime

Ahmet TELLİ

DUYGULARIN YORUMU




Uzun zaman önce, dünya yaratılmadan, insanlar dünyaya ayak basmadan önce,
iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez vaziyette dolanıyorlarmış.
Bir gün, toplanmışlar ve her zamankinden daha sakin oturuyorlarken Saflık ortaya bir fikir atmış:
"Neden saklambaç oynamıyoruz?"
Ve hepsi bu fikri beğenmiş ve hemen çılgınlık bağırmış:
‘’Ben ebe olmak ve saymak istiyorum, Ben ebe olmak istiyorum!" ve başka hiç kimse Çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için, Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış, 1, 2, 3 ....Ve Çılgınlık saydıkça,iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar.
Şefkat Ay'ın boynuzuna asılmış;
İhanet çöp yığınının içine girmiş;
Sevgi bulutların arasına kıvrılmış;
Yalan bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gölün dibine saklanmış;
Tutku dünyanın merkezine gitmiş;
Para hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış.
Ve Çılgınlık saymaya devam etmiş, 79, 80, 81, 82.....
Aşkın dışında bütün iyi huylar ve kötü huylar o ana kadar zaten saklanmış.Aşk, kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş..
Bu bizi şaşırtmamalı çünkü hepimiz Aşkı saklamanın ne kadar zor olduğunu
biliriz.Ve Çılgınlık 95, 96, 97... ya gelmiş ve 100'e vardığı anda, Aşk sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış.Ve Çılgınlık bağırmış :
"Sağım solum sobedir, geliyorum!", ve arkasını döndüğünde, ilk önce
Tembelliği görmüş, o ayaktaymış çünkü saklanacak enerjisi yokmuş. Sonra Şefkati ayın boynuzunda görmüş ve İhaneti çöplerin arasında, Sevgiyi bulutların arasında, Yalanı gölün dibinde ve Tutkuyu dünyanın merkezinde, hepsini birer birer bulmuş, sadece biri hariç
Ve Çılgınlık umutsuzluğa kapılmış, en son saklı kişiyi bulamamış, derken
Haset, bulunamadığı için haset duyarak,Çılgınlığın kulağına fısıldamış:
"Aşkı bulamıyorsun, O güllerin arasında saklanıyor."Ve Çılgınlık çatal şeklinde tahta bir sopa almış, ve güllerin arasına çılgınca saplamış,saplamış, saplamış, ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar. Ve haykırıştan sonra, Aşk elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış, ve parmaklarının arasından gözlerinden iki sicim gibi kan akıyormuş, Çılgınlık Aşkı bulmak için heyecandan Aşkın gözlerini çatal sopa ile kör etmiş.
"Ne yaptım ben? Ne yaptım ben?’’ Diye bağırmış.
"Seni kör ettim. Nasıl onarabilirim?" Ve Aşk cevap vermiş,
"Gözlerimi geri veremezsin. Ama benim için bir şey yapmak istersen, benim kılavuzum olabilirsin."
Ve o günden beri, Aşkın gözü kördür ve her zaman Çılgınlık yanındadır..."

*ŞAH BEYİTLER-22



Suya virsün bağban gülzârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gülzâra su

Fuzuli

Ey Sevgili;
Bahçıvan gül bahçesini sele versin, boş yere zahmet çekmesin;
çünkü bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.

Hzl. İbrahim Cemal TORUN
Özel Adana Gündoğdu Koleji
T.D. ve Edb.Öğretmeni

28 Eylül 2009 Pazartesi

*BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM



Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Şehre simsiyah bir kar yağar
Yollar kalbimle örtülür
Parmaklarımın arasından
Gecenin geldiğini görürüm

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Çocuklar sinemaya gider
Yüzümü bir çiçeğe gömüp
Ağlamak gibi isterim
Derinden bir tren geçer

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Alıp başımı gitmek isterim
Bir akşam bir kente girerim
Kayısı ağaçları arasından
Gidip denize bakarım
Bir tiyatro seyrederim

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Uzaktan bir bulut geçer
Karanlık bir çocukluk bulutu
Gerçeküstücü bir ressam
Dünyayı değiştirmeye başlar
Kuş sesleri, haykırışlar
Denizin ve kırların
Rengi birbirine karışır

Sana bir şiir getiririm
Sözler rüyamdan fışkırır
Dünya bölümlere ayrılır
Birinde bir pazar sabahı
Birinde bir gökyüzü
Birinde sararmış yapraklar
Birinde bir adam
Her şeye yeniden başlar

Ataol BEHRAMOĞLU

25 Eylül 2009 Cuma

*AŞK BİTTİ


Resim:Mine ERDİNİ

Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Uzun bir hastalık gibi
Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
Bitti.

Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da

Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
Belki bir yağmur yağar akşama doğru
Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım

Aşk da bitti diyordu ya bir şair
Aşk bitti işte tam da öyle

Ahmet TELLİ

24 Eylül 2009 Perşembe

*DERS ALINMIŞ BAŞARISIZLIK EN BÜYÜK BAŞARIDIR.















Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer.
Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır.
En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten
kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar verir. Bütün komşularını yardıma çağırır. Herbiri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar.
Eşek ne olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser.
Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftci kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz.
Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır.
Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır!

Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile.
Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir.

Sıkıntılarımızın herbiri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz.
Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.

Mutlulugun 5 basit kuralını unutmayınız:

1. Kalbinizi nefretten arındırın - Affedin.
2. Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın - Çoğu zaten hiç gerçekleşmez.
3. Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin.
4. Daha çok verin.
5. Daha az bekleyin.(mümkünse hiç beklemeyin)

Teşekkürler Bahar KANBEROĞLU

23 Eylül 2009 Çarşamba

*ZİHİNSEL GÜÇ



İki çocuklu bir aile hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye karar verirler. Piknik yerine vardıklarında anne yemeği hazırlarken, çocuklar babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkar. Uzun bir yürüyüşten sonra oldukça yorulan küçük çocuk yalvarırcasına bakan gözlerle, "Babacığım çok yoruldum. Lütfen beni kucağında taşır mısın?"der. Baba;"Ben de yorgunum oğlum"' der demez çocuk ağlamaya başlar. Baba tek kelime etmeden ağaçtan bir dal keser. Dalı bıçakla biçimlendirip, çocuğa zarar vermeyecek biçimde yontar. Sonra dalı oğluna verir."Al oğlum, sana güzel bir at" der. Çocuk sevinçle dal parçasından yontulmuş ata biner ve sıçrayarak, ata vurarak annesinin yanına doğru gitmeye başlar. Babasını ve ablasını geride bırakmıştır bile...
Baba gülerek, kızına:
 "İşte yaşam budur kızım. Bazen zihnen ya da bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. İşte o zaman kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et. Bu at bir arkadaş, bir şarkı, bir çiçek, bir şiir ya da bir çocuğun tebessümü olabilir."der…

*KEŞKE DEMEK İSTEMİYORSAN...



Eğer; ilerde bir gün arkanı dönüp KEŞKE demek istemiyorsan üç şeyi doğru seç.

EŞİNİ DOĞRU SEÇ...
Doğru eş her zaman uzun zaman flört ettiğin kişi değildir. Önemli olan kısa zamanda da olsa fikirlerinin uyuştuğu, yaşam tarzlarının benzediği, espri anlayışının yakın olduğu, zor zamanların da hep yanında olacağını bildiğin, dertlerini, sevinçlerini paylaşabileceğin, fikirlerine, olaylara bakış açısına güvendiğin, senin fikirlerine saygı duyan, konuşmaktan sıkılmayacağın, hayata küstüğün zaman seni kabuğundan çıkartıp eğlendirebilen, gözlerine baktığında ne söylemek istediğini anladığın, aynı zamanda iyi bir arkadaş, fiziksel görünüşün dışında da seni sen olduğun için sevebilecek ve bunu kaldırabilecek birini eş olarak seçmelisin! ! !
Dünya da böyle biri var mı? diye sorabilirsiniz şimdi. Emin ol var! Tabii ki sayıları fazla değil. Hatta hayatta insanın karşısına ya 1 ya da 2 kere çıkar, belki de hiç çıkmaz... Önemli olan onu fark edebilmek. Eğer bu satırları okunduğunda aklından bu özellikleri barındıran bir isim geçirmişsen çok şanlısın. Ne olursa olsun onunla birlikte olmak için elinden geleni yap. Çünkü bir daha onun gibisini bulma şansın çok az emin ol. Bütün aptal âşıklar gibi ilk hareketi ondan beklersen çok geç kalırsın. Eğer bu satırlar sana böyle birini çağrıştırmıyorsa.
Onu fark edebilmek için sadece etrafına bakman yeterli olacaktır.
Çünkü o da sana bakıyor olacak! ! !

İŞİNİ DOĞRU SEÇ...
Doğru iş rahat iş değildir. Çok kazandıran iş de değildir. Kariyer de değildir. Klimalı büro ortamı da değildir. Doğru iş olmaktan zevk aldığın yerdir. Sabahleyin kalktığında gitmekte üşenmediğin, bıkmadığın yerdir.
Tabii yanında rahatlık, para, kariyer varsa ne ala...

ARKADAŞLARINI DOĞRU SEÇ...
Çok sayıda arkadaşın olması 'iyi arkadaşın' olduğunun ispatı değildir. Güzel günlerde arkadaşlıklar geçicidir. Mutluluklarının yanında, acılarını da paylaşabileceğin, fikirlerine ihtiyaç duyabileceğin, her zaman yanında olmasını isteyeceğin, senin madden değil manen zengin eden, bir tek arkadaş sana çok şeyler katacaktır.
"Alıntıdır"

*VATANDAŞ "TÜRK OSMAN" IN BİR GÜNÜ



Osman Bey, sabah saat 7.00'de Casio masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı. Puffy yorganını kaldırdı. Hugo Boss pijamalarını çıkarıp Adidas terliklerini giydi. WC'ye uğradıktan sonra banyoya geçti. Clear şampuan ve Protex sabunuyla duşunu aldı. Colgate ile dişlerini Fırçaladı . Rowenta ile saçlarını kuruttu. Bill's gömleğini ve Pierre Cardin takımını giydi. Lipton çayını içti. Sony televizyonda medya özetlerini ve flash haberleri izledi. Citizen kol saatine baktı. Aile fertlerine 'çav' deyip Hyundai otomobiline bindi. Blaupunkt radyosunu açarak, rock müziği buldu. Ağzına bir Polo şeker attı . Şehrin göbeğindeki Mega Center'daki ofisine varınca, Casper bilgisayarını çalıştırdı. Microsoft Excel'e girdi. Ofisboy'dan Nescafe'sini istedi. Saat 10.00'a doğru açlığını yatıştırmak için Grissini yedi.

Öğlen Wimpy's Fast Food kafeteryaya gitti. Ayaküstü, Coca Cola ve hamburgeri mideye indirdi. Camel sigarasını yakıp Star gazetesini karıştırdı. Aksam üzeri iş çıkışı Image Bar'a uğrayıp JB'sini yudumladı, sonra köşedeki Shopping Center'a uğradı . Eşinin sipariş ettiği Persil Supra deterjan, Ace çamaşır suyu, Palmolive şampuan, Gala tuvalet kağıdı , Sprite gazoz ve Johnson kolonyayı alarak kasaya yanaştı.

Bonus kartıyla faturayı ödedi. Hafta sonu eşi Münevver'le Galleria'ya giden Osman Bey, Showroom'lar dolaşıp Kinetix ayakkabı, Lee Cooper blue jean satın aldı. Aksam evde bir gazetenin verdiği TV Guide'a göz atan Osman Bey,kanallar arasında zapping yaparak, First Class,Top Secret, Paparazzi gibi programlar izledi. Ayni anda Outdoor dergisini karıştırdı. saat 22.00'ye doğru Show'da Türk dili üzerine panel başladı.

Uykusu gelen Osman Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken, kendini mutlu hissetti. "Ne mutlu Türk'üm diyene!" diye gerindi ve uyudu. Hala da uyuyor.

ANLAYANA...

*YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜRLER




Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler

Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındırmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler.
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta ve işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar.

Pablo NERUDA

*MAVİ RANDEVU



Mavi bir elbiseyle gelmiştin, gökyüzü maviydi..
Getirdiğin rüzgarla ev kokuyordun..
Kolun koluma değiyordu, omzun omzuma..
Mendilin maviydi, gökyüzü maviydi..

Bin dokuz yüz kırk iki baharıydı
Bahçeli pencereler önünde geziyorduk,
Gözlerimiz buluşuyordu, ürperiyordum

Gökyüzü maviydi, mendilin maviydi

Sıcak nefesin yüzüme değiyordu
"Evlenebilir miyiz" diye sormuştum,
Yürüyüşün değişmiş, yüzün penbeleşmişti;
Mavi elbiseler içindeydin, gökyüzü maviydi.

Elini elime verdin, ayrılıyorduk,
Gözlerin gözlerimde, dudakların ıslak,
"Sık sık konuşalım" demiştin; gittin..
Mendilin maviydi, gökyüzü maviydi..

Celal SILAY

*ÖMER'İN DEDESİNE YAZDIĞI MEKTUP




Ömer ESKİTARK-Hollanda


*BABASIZ GEÇEN BİR BAYRAM



20 Eylül Babamın Doğum Günü Ve Bayram
Sensiz 14 yıl geldi geçti baba, iyi veya kotu yaşandı bitti. Eylül ve Mart ayı benim için zor dönemler oldu, 20 sayısı ise aklıma, beynime, yüreğime kazındı. 20 Eylül bayram dediler nutkum tutuldu, 20 Eylül babamın doğum günü dedim. Sensiz gecen günler ne kadar zormuş her gecen gün daha iyi anladım. Her zorda kaldığımda ilk sığındığım yer senin yanındı, ilk sana anlatırdım, seninle konuşur, senden akıl alırdım. Seni her zaman ama her zaman kendime örnek aldım. Seni çok sevdim öyle çok sevdim ki baba anlatmak için hiç bir kelime bulamıyorum sadece yaşıyorum. Anlat deseler sevdim iste o adamı derim. Bakışı, duruşu, aklı, zekâsı, merhameti, yüreği, insanlığı ile sevdim derim. Herkesten farklıydın baba, her zaman kendi doğrularınla yaşadın. İnancın, düşüncen, fikrin hepsi sana özeldi.
Her anneme gittiğimde evde bir şeyin eksikliğini görüyorum, sen yoksun fakat kokun halâ var. Her bayramlarda evin içinde bir sessizlik, bütün çocukların bir arada, annemiz ise yanımızda seni konuşuruz babam diye söz ederiz. Sensiz bu kadar çocuğu bir arada tutmak hiçte kolay değilmiş. Annemde bazen soyluyor yoruldum artik hiç gücüm kalmadı, zormuş bu kadar yükü taşımak zormuş diyor. Babanın gölgesi yetiyormuş diyor. Doğru soyluyor senin o evde bulunman dahi yetiyordu aksam eve geldiğinde anneme nasıl geçti günün Gül? Çocuklar akilli durdu mu? Demen dahi yetiyormuş baba.
Oğlum bana soruyor? “Anne senin baban var mı? Hani nerde peki” diyor. Ben de anlatıyorum seni, anlatıyorum benim babam Allah’ın yanında oğlum diyorum. Her Türkiye’ye geldiğimde oğlumla ve esimle beraber ziyaretine geliyoruz. Gösteriyorum bak benim babam burada yatıyor simdi o Allah’ın yanında diyorum. Yüzüme bakıyor peki neden bizimle konuşmuyor neden göremiyoruz diyor. Oğlum ilk defa küçük ellerini açtı dua etti. Allah’ım benim babam her zaman yanımda olsun tamam mı dedi dua etti. Hasretliğin ise hiç bitmiyor, hafifledi sanıyorum ama öyle değilmiş bir an oluyor acını hala bugün olmuş gibi yaşıyorum her seferinde daha çok arıyorum yokluğunu, daha çok hissediyorum yalnızlığımı.
Sensiz gecen 14 yılda baba doğrularımla, yanlışlarımla yaşadım. Yeri geldi hatalar yaptım, çıkmazın içindeyken çırpındım durdum. Türk olduğumu unuttum ama hiç bir zaman senin kızın olduğumu unutmadım. Bana söylediğin sözler her zaman kulağımda küpe kaldı, bundan sonrada öyle kalacak. Her zaman söylediğin ne olursan ol kim olursan ol ama insan gibi insan ol, doğru söyle canımı iste canımı veririm ama yalan olmasın derdin ya babam şimdiye kadar yalan olmadı bundan sonrada olmaz. Senin yaşamadığını çocuklarına yaşattın, bizler için elinden geleni yaptın maddi ve manevi desteğini hiç bir zaman bizden esirgemedin. Her şey için çok ama çok teşekkür ediyorum baba. İyi ki senin kızın olarak dünyaya gelmişim, dünyaya yeniden gelecek olsam yine senin kızın olmak isterim. Seninle her zaman gurur duydum babam derken yürekten dedim. Seni çok sevdim baba sevgimi anlatamıyorum ki sadece yaşıyorum yürekten yaşıyorum. Seni çok Seven hiç unutmayan kızın.

Sümeyla ESKİTARK-Hollanda

19 Eylül 2009 Cumartesi

*CAN YÜCEL'DEN DOSTLARA......



Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,

Ama;
''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.

Yoksa zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama ''Çaya kaç şeker alırsın?''
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...




Can YÜCEL

17 Eylül 2009 Perşembe

*ŞAH BEYİTLER-21



Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı ?
Fuzuli
Ayrılık gecesi benim canım yanar gözlerim kan ağlar.
Feryadım tüm halkı uyandırır da kara bahtım uyanmaz mı?
Hzl. İbrahim Cemal TORUN
Özel Adana Gündoğdu Koleji
T.D. ve Edb.Öğretmeni

Paylaş