10 Mart 2010 Çarşamba

*EĞER


Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;

Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;

Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;

Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,

Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,

Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;

Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;

Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;

Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen
ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;

Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;

Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;

Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;

Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;

Yeryüzü ve üstündekiler senindir

Ve dahası

sen bir İNSAN olursun oğlum...

Rudyard KIPLINK

9 Mart 2010 Salı

*KİMİM BEN HATIRLAT BANA



kimim ben hatırlat bana
kendimle tanıştır beni
nasıl yalvarayım sana
lisan ver konuştur beni

ömrüme ermeden zeval
geçen günler oldu hayal
içime bir güzellik sal
küskünüm barıştır beni

kalmadı sabrım kararım
kaybettim kendim ararım
sözleri derde dermanım
unutma soruştur beni

gurbet ele indi göçüm
affeyle sultanım suçum
Aladeli yanar içim
küskünüm barıştır beni

Söz-müzik : Haydar  KAYA
Okuyan : Musa EROĞLU

*ŞAH BEYİTLER-45


Geh hâme gibi şekve-tırâz-ı gam-ı aşkız
Geh nâle gibi hâme-i şekvâda nihânız
Neşâti

Bazen kalem gibi aşkın gamından şikâyet etmekteyiz
bazen de inilti gibi şikâyetleri dile getiren kalemin içinde gizliyiz.
Aşktan şikâyet eden de, aşkı yaşayan da
 (aşkı kalem gibi yazanda) insanın kendisidir.
Hzl. İbrahim Cemal TORUN
Özel Adana Gündoğdu Koleji
T.D. ve Edb.Öğretmeni

*AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ

Resim: Mine ERDİNİ
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...

Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.

Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...

Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...

Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...

Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...

İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...

İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...

Birazdan sabah olacak...
Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım...
Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek...

Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...

Aşkta yarın yoktur sevgili...

Cezmi ERSÖZ

Paylaş

*SEVGİ DURAĞI


Söz verdiğimiz yerde buluştuk
söz verdiğimiz zamanda değil.
Ben yirmi yıl erken gelip bekledim
sen geldin yirmi yıl geç
ben seni beklemekten yaşlıyım
sense beklettiğin için genç
Azizi NESİN

*NİHÂLCE...1


Böyle Sevgi Kaldı mı ?

"Kan rengi ,kırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adaştı da. ROSE ..GÜL...Kocasının sevgili Rose'u Her yıl sevgililer gününü kapının önünde bulduğu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksatmadan. Hatta,eşini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış.,güller kucağına bırakılmıştı. Tıpkı geçmişte olduğu gibi,küçük bir kartla birlikte. her yıl güllere iliştirdiği karta aynı cümleler yazılıydı.
"Seni geçen sene bugünkünden daha çok seviyorum."
Birden,bunların son güller olduğunu düşündü. Önceden ısmarlanmış olmalıydı .. Öleceğini nasıl bilebilirdi? Zaten her şeyi önceden planlamayı ve yapmayı severdi.
Gülleri özenle içeri taşıdı. Saplarını kesti ,vazoya yerleştirdi. Vazoyu da konsolun üzerine ,eşinin kendisine gülümseyen fotoğrafının yanına koydu. Orada kocasının koltuğunda oturup saatlerce gülleri ve fotoğrafı seyretti. Sesizce.
Bitmek bilmeyen bir yıl geçti. Yapayalnız hüzün dolu bir yıl. Sonra bir sabah kapı çalındı. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi. Kırmızı gülleri ,üzerinde küçük kartıyla birlikte eşikteydi. SEVGİLİLER GÜNÜ' nü kutluyordu. Gülleri içeri aldı. Şaşkınlık içinde doğru telefona gitti. Çiçekçi dükkanını aradı. Onu bu kadar üzmeye kimin ne hakkı vardı?
"Biliyorum" dedi,"çiçekci.. Eşinizi geçen yıl kaybettiniz, telefon edeceğinizi de biliyordum .. Bugün size yolladığım çiçekler çok önceden ısmarlanmış , parası da ödenmişti. Hep öyle yapardı zaten. Hiç şansa bırakmazdı.
Dosyamda talimat var. Bu çiçekleri size her yıl yollayacağım.
Bir de özel kartı vardı , kendi el yazısıyla .Bilmeniz gerekir diye düşünüyorum .. Ölümünden sonra çiçeklere iliştirmemi istediği kart"..
Rose hıçkırıklar arasında teşekkür ederek telefonu kapadı.
Parmakları titreyerek zarfı açtı.
"Merhaba Sevgilim"diye başlıyordu , kart.
"Bir yıldır ayrıyız. Umarım senin için çok zor olmamıştır.
Yalnızlığını ve acılarını hissedebiliyorum.
Giden sen kalan ben olsaydım neler çekerdim kim bilir?
Sevgi paylaşıldığında yaşamanın tadına doyum olmuyor.
Seni kelimelerle anlatılmayacak kadar çok sevdim.
Harika bir eştin...Dostum , sevgilim benim.
Sadece bir yıldır ayrıyız.
Kendini bırakma Ağlarken bile mutlu olmanı istiyorum.
Onun için bundan sonraki yıllarda güller hep kapımızda olacak.
Onları kucağına aldığında paylaştığımız mutluluğu düşün.
Seni hep sevdim.
Ama yaşamalısın.
Devam etmelisin.
Lütfen...
Mutluluğu yeniden yakalamağa çalış.
Kolay değil, biliyorum ama bir yolunu bulacağına eminim.
Güller, senin kapıyı açmadığın güne dek gelmeye devam edecek.
O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak, eve dönüp dönmediğini kontrol edecek.
Beşinciden sonra emin olarak gülleri ona verdiğim yeni adrese getirip , seninle yeniden ve ebediyen kavuştuğumuz yere bırakacak...

Nihâl YAVUZ

8 Mart 2010 Pazartesi

*MESNEVİ'DEN


Bil ki oldu rûha ten gûyâ libâs
Bî-libâs ol lâbisi kıl iltibâs
Mesnevi 3/1616

Sen insan bedenini insanın kendisi sanmadasın.
Oysa bu beden ruhun elbisesinden başka nedir ki?
Hiç insanın değeri giydiği elbiseyle ölçülür mü?
Değer ya da değersizlik onun ruhuyla ilgildir, bedeniyle değil.
O halde sen gözünü ten elbisesinden çek de o libasın içindekine dikkat et.
 Şekle değil manaya bak.
Eğer şekilce benzerlik insan olmaya yetseydi iyi de kötü de bir olurdu.

5 Mart 2010 Cuma

*DAHA BAŞKA NE SÖYLEYEBİLİRİM


Ne söyleyebilirimki daha fazla...Seni sevdiğimden başka.Sevdiğim sen değilsin ama.Hangi kelime tam ifadesidir bilmiyorum,belki ondandır söyleyemediklerim.Sen değilsin sevdiğim, gözlerin...Sen değilsin; sözlerin.Uzaktan duyduğum sesin,dokunamadığım tenin,koklayamadığım kokundur sevgim...Sen değil.

Canlı tuttuğum anılardır, senle yaşadığım..Yürüdüğüm yollar, sahil boyu,yudumladığımız çaydır sevdiğim.Tadı bir başka olan...İlk dokunuş,ilk öpüştür sevdiğim hazzını başka yerde bulamayacagım...Sen değil.Başka ne söyleyebilirim ki seni sensiz sevmekten başka.

Belki yanımda olsan bu kadar sevmeyeceğim seni, özlemiyeceğim bu kadar. Hayatın akışında belki sen ben kavgalarında tükenecek sevgim.Zaten herşeyi bu kadar çabuk tüketirken tükenmesin sevgim...Bende ,yüreğimde kal lütfen.Çekme elini ,sesini,yüreğini benden; dayanamam sensizliğine hayatın.Bir beden kalpsiz,kalp sevgisiz yaşayamıyor sevdiğim.Ve benim yüreğime hayat veren sana olan sevgimse kal orda.

Kalki anlam bulsun hayatım..Kalki dayanma gücüm olsun zorluklara.Yanımda olmasan da bileyim bir yerlerde varsın.Uzakta olsa varlığın,konuşurken yükselen kahkahaların ve benimle uğraşmaların olsun hayatıma renk veren. Gökkuşağının renkleri gibi değişen ruh hallerime çare bulayım seninle...Kalki büyüsün sevgim zaman içerisinde.Artsın sana olan özlemim.Ve hayallerim pembeye dönsün gün be gün.

Senin yapacağımız tavla yarışımız olsun kazananın takımına geçilecek iddiası olan.. Her ayrılışın ardından romantizmi bozan şakalarımız ve daha ayrılmadan duyulan özlemim olsun.Bir daha ne zaman görüşeceğimizin heyecanı kalsın arkamızda.Ve yol boyunca düşünülen paylaşımlar ortağımız olsun yanımızda.Kalki; hayat mücadelesi içinde yarı şaka yarı ciddi hayatımız olsun.Kavgasız gürültüsüz ve bencilce olmayan.

Daha fazla ne söyleyebilirimki sana.Seni seviyorumdan daha yalın daha bir başka...

Canın yansa acıyan benim canımdır.Kötüyse sesinin rengi sıkıntındır benim olan...Attığın kahkahandır benim neşem. Gezdiğin yerdir gördüğüm.Yüreğindeki sıcaklıktır, sevgidir bendeki yürek.Sana dair ne varsa bende olan..Konuştuğum sözlerdir adın saklayamam.Gözlerimdeki ışıltıdır sevdam neşe saçan...Daha başka ne söyleyebilirim ki sevgimden başka...

Aramızda uzun yollar olsada bendesin, çok yakınımda.Hani bir ben var bende öte derler ya işte öyle olan.Ama sen değilsin sevdiğim,sana dair olanlar.Yüreğime kazıdığım anlardır,sesindir sevdiğim.Bana ve benle olanlara kattığın anlamdır, güçtür sevdiğim...Planladığımız tatildir heyecan. Geleceğin andır gözlenen.Ve sevgindir sevdiğim...

Şu hayattaki çıkarsız, koşulsuz olandır sevgim.

Daha başka ne söyleyebilirim ki, sevgimden başka.

Sadece SENİ SEVİYORUM...

Münevver ERDOĞMUŞ

Paylaş

*KIRMIZI İBİKLİ KÜÇÜK TAVUK



Zamanın birinde bir çiftlikte kırmızı ibikli küçük bir tavuk yaşarmış. Tavuk kendi yiyeceğini kendisi bulur ve bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat yaşarmış. Bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş. Ancak nasıl ekeceğini bilmediği için arkadaşlarından yardım istemiş:

'- Bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edecek ?'

Ördek cevaplamış:
'- Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim. Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın.'

Domuz oradan seslenmiş:
'- Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım.'

Fare hemen atlamış:
'- Ben buğday ekiminden anlamam ancak kahve ekmek için gereken parayı sana borç verebilirim, sonra ödersin.'

Ticaretten ve tarımdan anlamayan kırmızı ibikli şirin tavuk, bu sözler sonrasında kahve ekmeye karar vermiş ve buğdaydan vazgeçmiş.

Ancak kahve nasıl ekilir bilmediğinden yine yardım istemiş: '- Kahve ekmek için kim bana yardım edecek?'

Ördek:
'- Ben yardım edemem, ancak kahvenin çabuk büyümesi için gereken gübreyi sana satabilirim' demiş.

Domuz:
'- Ben kahve yetiştirmekten anlamam ancak kahveleri zararlı böceklerden korumak için ilaca ihtiyacın var, istersen sana satarım' demiş.

Fare de:
'- Gübre ve ilaç için gereken parayı istersen sana borç olarak veririm ' demiş.

Sonunda kırmızı ibikli tavuk çalışmaya başlamış, çalışmıııııış çalışmış.

Kahve yetiştirmek buğday yetiştirmekten daha zormuş ve daha çok gübre ve ilaç gerekiyormuş. Ama tavuğumuz sonunda çok zengin olacağını hayal ederek sabretmiş. Ve sonunda hasat zamanı gelmiş ve gerçekten de tavuk çok miktarda ürün elde etmiş, kendisine yol gösteren arkadaşlarına seslenmiş:
'- Kahveleri satmama kim yardım edecek?'

Ördek:
'- Ben yardım edemem, ancak kahveleri işlemek ve paketlemek için benim fabrikama getirmelisin.'

Domuz:
'- Ben de yardım edemem, zaten her önüne gelen kahve ektiği için kahve fiyatları çok düştü, senin kahven beş para etmez.'

Fare:
'- Ben bu işlerden anlamam, ayrıca artık sana verdiğim borçları ödemen lazım.'

Sonunda kırmızı ibikli küçük tavuk gerçeğin farkına varmış ve buğday yerine kahve ekmenin büyük bir hata olduğunu anlamış, çünkü borç içinde imiş ve yiyecek tek bir lokması yokmuş. Açlıktan ölmemek için yine yardım
istemiş:
'- Yiyecek bir kaç lokma bulmama kim yardım edecek?'
Ördek:
- Ben yardım edemem, senin hiç paran yok.'
Domuz:
'- Ben de yardım edemem, zaten herkes kahve ektiği için buğday eken de kalmadı, yiyecek yok.'

Fare:
'- Ben yiyecek bulamam. Ancak bana borçlarını ödemediğin için para yerine senin tarlanı almak zorundayım, iyi bir tavuk olursan, belki senin o tarlada
boğaz tokluğuna çalışıp, benim için buğday yetiştirmene izin verebilirim.
Şimdilerde bizim kırmızı ibikli küçük tavuğumuz, artık farenin olan eski tarlasında buğday yetiştiriyor ve karnını doyurmaya çalışıyor.

NOT: Sanki bu hikaye bir yerlerde yaşanıyor gibi....

Kaynak : İngiltere de ilkokullarda okuma kitabı olarak okutulan 'The Little Red Hen' kitabı.

Paylaş

*AŞKA BENZER

Aşka benzer bir duygu uyanmaya görsün içimde
Dağılır gider kaygılarımın bulutu
Gözümde aranır tazelenir mavi
Kulaklarımda eski yolculuklardan bir uğultu
Donuverir söyle bir dünya, kayar yerinden ağaç
Sudaki çağrı ne havada bu ne koku böyle
Görünce alışkanlıkların tükendiği dostlukların da
Çıkıverdiğini çevremin ortaya bir başka kılıkla
Bir karıncalanmadır duyarım ayaklarımda
Elden geçirilmiş direkleri, yelkeni yeni
Yosunu alinmiş tekneler de böyle olur olursa
Çaresiz, artık kimse tutamaz beni
Evimmiş,isimmiş kentimmiş anlamam
Eşyasını dağıtıp yola düsen kişi örneği
Basar giderim bir bilinmedik yere doğru
Budur derim ne de olsa bu isin gereği
Bundan sonra bana artık yol görünsün
İster bir yeşil ağaçlık arasında
Bir toprak, ister susuzluktan çatlamış kıraç
Yüreği ışımışsa bir kez ne der görüntü adama
Yoldayım ya gene de gelmez aklıma
Bu deli tutku düşüme tez ulaşmak için mi
Belki de ereğim başka, bir güzel kaçmak
Neyin nesi bu olan biten bilmem ki
Gözümde arınır tazelenir mavi
Kulaklarımda eski yolculuklardan bir uğultu
Aşka benzer bir duygu uyanmaya görsün içimde
Dağılır gider tüm törelerin bulutu

Sabahattin Kudret AKSAL

4 Mart 2010 Perşembe

*SANAL HAYATLAR




Kolay hayat ister olduk kolay...
Sevgimizi, aşkımızı bile kolay yaşamak istiyoruz..

Bizi yormasın, zorlamasın, başımıza bela olmasın...
İstediğimiz zaman olsun, onun dışında yok olsun..
Bir kumandanın ucunda olsun her şey, bir bilgisayarın düğmesinde,
bir telefonun tuşlarında.. .
Ulaşmak, yaşatmak, canlandırmak, hissetmek için caba harcamayalım. ..

Sanal dünya giriverdi hayatımıza tam da bu günlerde,
çok da işimize geldi.
Sanal âlemin, sanal insanları olduk hemen.
Duygularımızdan korkar olduk...
Hissetmek yok...
Her şey bir yalan...
Sanal âlem değeri yok...

Düşünemedik ki kablonun diğer ucunda gerçek insanlar oturuyor...

Dokunmaya
hissetmeye
göz göze gelmeye korkar olduk...
Bir bilgisayar, bir msn, bir kamera her şey tamam...
İnsan başka ne ister ki...

Böylesi daha güzel, sanal bir gerçeklikte sorumluluk duygusu yok,
bağlanma yok, hesap vermek yok deyiverdik.. .
Canın isterse varsın, istemezse yok...
Ne güzel, tam bu cağın insanına göre...
Kolay isin, hangi yoldan elde edildiğinin
hiç önemli olmadığı kolay paranın peşinde koştuğumuz,
hayata direk tepeden başlamak istediğimiz bu günlerde,
kolay seks, kolay ilişkilerde giriverdi usulca yaşantımıza. .

Zora gelemiyoruz, gerçek ilişkiler sıkıyor biraz...

Biri azıcık duygularından söz ettiğinde birden itici oluveriyor,
hemen pılımızı, pırtımızı toplayıp arkamıza bile bakmadan oradan
uzaklaşıveriyoruz. .
Neden peki, bünyemizde barındırdığınız şeyden kaçmak
niye, yok saymak, derinlere göndermek...
Kimsenin gözüne gerçek anlamda bakmak istemiyoruz,
korkuyoruz birilerinin gözlerine bakmaktan.
Mekanik hayatlar, mekanik ilişkiler, mekanik sevişmeler istiyoruz...

O kadar rahatladık ki artık..
Sevmeye bile üşenir olduk...
Ben gelemem ama gelirsen de hayır demem...
Buradayım, isteyen gelip alsın...
Ben kılımı kıpırdatmam. ..
Uğraşamam...
caba harcayamam.. .
Ama şöyle yakınlarımda olsan o başka...
Aşk aramıyorum, sevgi aramıyorum,
ilişki aramıyorum
sadece seks arıyorum deyiverecek kadar bir yerlerde unuttuk duygularımızı,
yitiriverdik insani insan yapan ruhumuzu...
Sevmekten korkar olduk…

Ne oldu bize, ne zaman, nerde kaybettik sevmeyi,
kimlere bırakıverdik ruhumuzu,
kimler acıttı canımıza da bu kadar acımasız oluverdik...

Ben uğraşamam ama sen buralarda olursan da hayır demem yani, diyecek kadar
korkar olduk bir şeylerin peşinde koşmaya..
Bencil oluverdik...
Bir gün yalnız uyanmanın ne kadar korkutucu olacağı aklımıza hiç gelmiyor
nedense.

Kendi doğamıza hasret yaşadığımızı bile anlayamadık.

3 Mart 2010 Çarşamba

*KIRK İKİNDİ YAĞMURLARI


Sabahları aşık değilim dedim,
Hakikaten de öyleyimdir.
Her sabah rahat, neşeli olurum,
Hatta; sesime bakmadan türkü söylerim.

Herkes gibi işime giderim ben de
Çalışmak sanki özlediğim bir şeydir.
Sonra, yavaş yavaş o aklıma gelir.
Havam bulutlanır gitgide
Peşinden koşmaktan yorgun düşerim.
Çekilmez olur artık şehir

Bilirim şimdi kırlarda
Bir hayvan sakince suya eğilmiştir.
Trenler geçip giderken küçük kuşlar
Durmadan yer değiştirir telgraf tellerinde

Gitsem, gezinsem derim limanda,
Rıhtım kahvelerinden birinde otursam
Bir şey içsem ve dönsem.
Değiştirsem elbisemi,
Yahut; uzanıp saatlerce uyusam
Belki, bu dertten kurtulurum.
Derim ama akşam olur
Gene kapına düşer yolum.

Necati CUMALI

*YEŞİL YURT -1-


Bir
Ağaç varmış,
Kalın dalları, yeşil sık yaprakları,
Toprağa sımsıkı sarılmış sağlıklı kökleriyle
Yüzyıllara meydan okurmuş.
Nice canlıları barındırırmış üstünde, gölgesinde.
Sevgi dolu şarkılar söylermiş kuşlar dallarında.
Temmuz sıcağında koyu serinmiş,
Aralık soğuğundaysa
Şefkatli bir anne sıcağı
Bu heybetli ağacın altı.
Ama;
Birgün bir kurt düşmüş ağaca,
Başlamış ağacın dallarını, yapraklarını ısırmaya.
Birmiş kurt ilk gün,
Bin olmuş zamanla.
Öyle kalsa yine iyi…
Kurtlar değişmeye başlamış,
Beslendikçe heybetli ağacın kanıyla.
Nice fırtınalara, kasırgalara, yangınlara, kuraklıklara
Dayanan heybetli ağaç,
Başlamış yavaşça çatırdamaya.
Ağacın her yerinden kemirme sesleri geliyormuş
Değişip, gelişip daha da vahşileşen
Ve doymak nedir bilmeyen
Kurtların salyalı ağızlarından.
Sesler öylesine artmış ki,
Kuşlar dahi kaçışmışlar
Bir bir sessiz kanat çırpışlarla.
Kalanlarsa kaybetme endişesiyle,
Sinmişler iyice yuvalarında.
Gölgesi koyu değilmiş artık ağacın,
Soğuk gecelerde uğuldayan rüzgarlar
Üşütüyormuş artık koruduklarını.
Ama heybetli ağaç,
Dayanmış da dayanmış.
Dayanacakmış…
Çünkü;
Söz vermiş
Kendisini toprakla buluşturan
Mavi gözlü, sevgi dolu insana,
Yıkılmamaya.

Uğur DURMAZ

1 Mart 2010 Pazartesi

*YAĞMURDA UNUTULAN ŞARKI




Önce bir yağmur bir yağmur iki gözüm.
Önce ıpıslak iki kuş!
Sonra yıkılmış evrenler geçti vitrinlerden,
Sonra insanlar iki gözüm!
İnsanlar,
Kahrolmuş!...
Islak senaryolar üstüne ta iç boşluktan,
Boyut boyut yalnızlıklar ağıyordu...
Öksüz anılar üstüne iki gözüm!
Kırık ikindiler üstüne,
Kuşkulu bir yağmur yağıyordu...
İkişer üçer yitiriyordum seni kavşaklarda,
Yollar ayak bileklerime dolanıyordu hep,
Taş taş çöküyordu en kutsal yapılar...
Yüzler karanlıktı iki gözüm!
Düşünceler dar,
Bir geçit bulamıyordum sana,
Ellerim yordamlarını yitirmişti üstelik,
Hep yabancıydı çaldığım kapılar!...
Oysaki, son çağrımdı bu ta can köşemden!
Oysa yürek yürek son yeşermemdi,
Çağ çağ, kanat kanat, sevgi, ışık, nur...
Ah sonra o yağmur iki gözüm!
Ah sonra o,
Yağmur!...
Şimdi,
En kırık vaktidir uzak inbatların...
Öykümüzün en yaralı yerinden,

Damlar yüreğime ılık bir sızı!
Sonra birden duyar gibi olurum,
Hoyrat yağmurlar altında,
Martı çığlıklarına karışıp giden
Çocuksu şarkımızı…

Bekir Sıtkı ERDOĞAN

*BÜYÜKECELİ'DE AŞK


Büyükeceli-GÜLNAR

Gızılinin önünde geçi güderikene gözlerim gözüne ilişierdi
Okulun önüne topa gedecedim emme hemencecik gararım değişierdi
Ülen hindi ben gedersem nicolur halımız
Anan garı yakalarsa köşeyi godumu gafama
daha başlamadan biter aşkımız

Sabaha gadar seni düşündüm uyuyamadım
gözlerim beleregalgı
Heral govcunun biri bobana söylemiş budakların
gavede bana çeleregaldı

Mezeriayağından geri aşağı mıncığı boşa salıyorum
Anam guşluğulan bazlama atmış aşkından yeyemeyorum
Hangıra baksa gözlerim hep seni görüyorum
Hey yahıyarabbi ben napacan bilemeyorum

Sabaha gadar seni düşündüm uyuyamadım
gözlerim beleregalgı
Heral govcunun biri bobana söylemiş
budakların gavede bana çeleregaldı

Hacıayşanın beri yüzünden öte yüzüne
dönüverdiğin yerde seni bekledim
Her dakka asır oldu amma sen neyeyse gelmedin
Sayın üstüne oturdumudu heral bağarsaklara
üşüttüm amel olmuşun
Biranda seni garşımda görükene
barabar dona goymuşun

Sabaha gadar seni düşündüm uyuyamadım
gözlerim beleregalgı

Heral govcunun biri bobana söylemiş
budakların gavede bana çeleregaldı

YÖRÜK ÖZGÜR derki gardaşlarım işte budur halımız
Böyle bir aşk yoktu zati gülmekti maksadımız
Özledim büyükeceliyi herkişe ayrı ayrı selam ederim
Küçüklerin gözlerinden, büyüklerin ellerinden öperim

Sabaha gadar seni düşündüm uyuyamadım gözlerim beleregalgı
Heral govcunun biri bobana söylemiş budakların gavede bana çeleregaldı

Özgür GÜCÜK
Büyükeceli.-GÜLNAR