20 Kasım 2009 Cuma

*MEVLÂNA DİYOR Kİ:




“İki parmağının ucunu gözüne koy.
Bir şey görebiliyor musun dünyadan?
Sen göremiyorsun
diye bu âlem yok değildir.”


MEVLÂNA

18 Kasım 2009 Çarşamba

*BAKIŞ AÇISI HER ŞEYDİR..




 Bir  kadın sabah kalkmış, aynaya bakmış ve
kafasında yalnız üç kıl saç görmüş.

"Hımm, demiş galiba bugün saçımı örgü yapacağım!"
Öyle de yapmış, günü de harika geçmiş!

Ertesi gün kalkmış,
aynaya bakmış,
Kafasında iki tel saç kalmışmış....
"Hımm, demiş,
"Bugün saçımı ikiye ayıracağım demiş."
Dediğini de yapmış, harika bir gün geçirmiş..

Bir ertesi gene kalkmış,
aynaya bakmış, kafasında tek tel saç var.
"Tamam, tamam demiş...artık bugün at kuyruğu yaparım..."
Öyle de yapmış ve çok çok güzel bir gün geçirmiş...

Daha bir ertesi,
aynaya baktığında,
Kafasında bir tek tel bile kalmamışmış!
"yaşasın!" diye bağırmış.
"Bugün saç derdim yok!"

Bakış açısı her şeydir!
Gerektiğinden kibar ol!
Tanıdığın herkes kendi savaşını yaşamakta zaten!

Basit yaşa,
Cömertçe sev,
Yürekten düşün sevdiklerini,

Tatlı konuş.......
Hayat, fırtınanın geçmesini beklemek değildir ki!...
Yağmurda dans etmeyi becerebilmektir!.

Teşekkürler Sümeyla

16 Kasım 2009 Pazartesi

*HER ŞEY SANA BAĞLI




Bir ânı bir şarkı kıvılcımlandırabilir
Bir hayali bir çiçek uyandırabilir
Bir ağaç bir ormanı başlatabilir
Bir kuş ilkbaharı müjdeleyebilir
Bir gülümseme bir arkadaşlığı başlatabilir
Bir tokalaşma bir ruhu canlandırabilir
Bir yıldız denizdeki bir gemiye yol gösterebilir
Bir kelime bir amacı belirleyebilir
Bir oy bir ulusun yaşamını değiştirebilir
Bir güneş ışını bir odayı aydınlatabilir
Bir mum karanlığı dağıtabilir
Bir gülüş sıkıntıyı alteder
Bir adım her yolculuğu başlatır
Bir kelime her duayı başlatır
Bir umut ruhlarımızı ayaklandırır
Bir dokunuş şefkati anlatır
Bir kâlp neyin doğru olduğunu bilebilir
Bir tek insan, farkı yaratabilir
Görüyorsun, HER ŞEY SANA BAĞLI


14 Kasım 2009 Cumartesi

*DENİZ YILDIZI



Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden
bir yazar, sabaha karşı kumsalda dans eder
gibi hareketler yapan birini görür.
Biraz yaklaşınca , bu kişinin sahile
vuran denizyıldızlarını, okyanusa atan genç bir
adam olduğunu fark eder. Genç adama yaklaşır:
- Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun?
Genç adam yanıtlar;
- Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek.
Onları suya atmazsam ölecekler. Yazar sorar;
- Kilometrelerce sahil , binlerce denizyıldızı var.
Ne fark eder ki?
Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı
daha alır, okyanusa fırlatır.
- Onun için fark etti ama...

*BİR GÜN


Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum.

Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin, açıl
Örtün karanlıkları masmavi denizlerde.
Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl?
O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde
Bil ki seni bekliyorum.

Bir sabah gün doğarken aç perdelerini, bak
Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar
Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak.
Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar
Bil ki seni istiyorum.

Gecelerden bir gece uyanırsın apansız
Uzaklarda elemli, garip bir kuş öterse
Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız
Ve bir gün kabrimde bir sarı çiçek biterse
Bil ki seni seviyorum.

Ümit Yaşar OĞUZCAN

13 Kasım 2009 Cuma

*YORUMSUZ














"Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş toplumlar, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini kaybetmeye mahkûmdur."
Kemâl ATATÜRK

12 Kasım 2009 Perşembe

*ŞAH BEYİTLER-29


Aşk resmin âşık öğrenmek gerek pervâneden
Kim yanar gördükte şemin âteş-i sûzânına
Fuzûli
Âşık,aşkın ne olduğunu öğrenmek istiyorsa pervaneye( ışığın-ateşin- etrafında dönen kelebek);
çünkü pervane, mumun yakıcı ateşini görünce kendini o ateşe atar.
Bir İran'lı şair"Ey bülbül, sen aşkı pervaneden öğren;
o bîçarenin canı gitti de sesi çıkmadı"demiştir.
Gülün aşığı bülbül bile aşk konusunda pervaneden geri kalır.Bülbül öter, feryat eder;
ancak pervanenin bu acısını dışa vuracak bir sesi bile yoktur.
bu yüzden onun aşkı daha fedakâranedir.
Şeyhülislam Yahya Efendi bir beyitinde bülbül-pervâne kıyaslamasını şöyle ortaya koyar:
"Arz-ı niyâzı bülbül-i zârın figanladır
Pervâne-i belâzadenin yâne yânedir
Dertli bülbül yalvarışını feryat ederek gösterir; belaya uğramış pervâne ise yanarak kendini ifade eder.

Hzl. İbrahim Cemal TORUN
Özel Adana Gündoğdu Koleji
T.D. ve Edb.Öğretmeni

10 Kasım 2009 Salı

*ATATÜRKÇÜLÜK NEDİR?




Sayın Kurucum, Sayın Müdürlerim, Değerli Öğretmen Arkadaşlarım ve Büyük Atatürk’ün emanetçileri Sevgili Gençler;

Sizlere Atatürkçülük kavramından bahsetmeden önce Türk ulusunun karanlıklarını aydınlığa, umutsuzluklarını umuda, karamsarlıklarını güvene dönüştürerek Cumhuriyetimizi kuran; çağdaş ve özgür bir ülkede geleceğe güvenle, gururla bakmamızı sağlayan Ulu Önder Atatürk’ün manevi huzurunda saygıyla eğiliyor, “ruhu şad olsun” diyorum ve sözlerime şair Y.Doğan ERGENELİ’nin dizeleriyle başlamak istiyorum. Şair diyor ki:

Bir Bayraktır Mustafa Kemal;
Çekilmiş kalelere, rüzgârda dalgalanan.
Bozkırın bağrında yol alan kağnılara,
Işık tutan, güç veren, yol bulan...

İşte Sevgili Öğrenciler;
Atatürkçülük ışığımız, gücümüz, yolumuzdur.
Atatürkçülük sorumluluktur, görevden kaçmamaktır; geleceği şimdiden yakalamak; azimli, kararlı ve özverili olmaktır; atılımcı, ilerici, çağdaş olmaktır; yüz yıllar öncesini değil bin yıllar sonrasını hedef almaktır. Bu bağlamda Atatürkçülük; zirvesi daima yükseklerde olan bir tırmanışın, sonsuzluğun mücadele dolu öyküsüdür.
Atatürkçülük; Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün önderliğinde, baş döndürücü bir hızla gerçekleştirilen yeniliklere sahip çıkmak, Atatürk ilkelerini içten benimsemek ve eksiksiz uygulamaktır. Böylece Atatürk’ün ülküsü olan tam bağımsızlığımızı ve toplumsal bütünlüğümüzü korumak; bilimi yani aklın egemenliğini etkin kılmak; halkın yaşam düzeyini yükseltmek; durmadan çalışarak az gelişmişlikten kurtulmak ve kalkınmak; Atatürk’ün düşlediği gerçek ve çağdaş demokratik yönetimi bütün kurumlarıyla gerçekleştirebilmektir.
Atatürkçülük; ayırıcı, bölücü, ırkçı değil; birleştirici, bütünleştirici; her türlü dini düşünceye ve inanca saygılı olmaktır. Çünkü Atatürkçülük özgürlükçüdür; özgürlüğün en kutsal bir hak olduğuna inanır. Bu nedenle baskıya, korkuya, sindirmeye ve bunları araç olarak kullanan zorba yönetimlere karşıdır.
Atatürkçülük; barışçıdır, her türlü saldırganlığa ve emperyalizme karşıdır. Çünkü temel ilkesi “Yurtta barış, dünyada barış”tır.
Atatürkçülük; ulusal kültürü yüceltmeyi ve dilde bağımsızlığı amaçlar. Bundan dolayıdır ki kültürde ve dilde ödünsüz millilikten yanadır.
Atatürkçülükte kadının da her yurttaş gibi yönetimde söz sahibi olması en temel haktır;Çünkü Atatürkçülük; uygarlığın gereği olarak kadın-erkek ayırımı yapmaz; aksine kadını ailenin temeli sayar.
Atatürkçülük; her türlü iç ve dış sömürüye karşıdır, ulusal kaynakların ulusal çıkarlar doğrultusunda kullanımını öngörür.; kayıtsız ve şartsız millet egemenliğinden yanadır, gücünü halktan almayan, halka dayanmayan yönetimleri benimsemez.
Atatürkçülük; ileriye, uygarlığa, her türlü yeniliğe açık; Türk ulusunu orta çağdan yeniçağlara yönelten ilerici bir akımdır; ezilen, sömürülen mazlum ulusların uyanmasını, bağımsızlıklarını kazanıp kalkınmalarını sağlayan ilk ulusal kurtuluş hareketidir.
Sonuç olarak Atatürkçülük; toplumsal yönden adaletçi, dengeci, birleştirici; ekonomik ve siyasal yönden bağımsızlıkçı, emperyalizme karşı, özgürlükçü, ulusçu ve devletçi; felsefi yönden akılcı, lâik, gericiliğe ve tutuculuğa kapalıdır.

Sevgili Gençler;
Çağdaş dünyada onurlu bir Türk vatandaşı olarak yaşamak için Atatürk ilkelerine, inkılâplarına, Türkiye Cumhuriyeti`ne sahip çıkmak ve bu değerleri sonsuza kadar korumak başlıca görevimizdir. Bu görevden kaçmanın tarafımızdan açıklanacak bir mazereti kesinlikle olamaz, olmamalıdır.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
M. Zeki YOLLU
Özel Gündoğdu Koleji T.Dili v.Edb.Öğretmeni
10/Kasım/2009

*"KALPAKLI SÜVARİ" Yİ ARIYOR VE RAHMETLE ANIYORUZ




Gecenin arkasında bir yerde
Ufaldıkça gaz lambaları
Nehrin omuzlarına yaslanıp yaslı bir dindar
Yalnızlıktan soğumuş dağlar
Kalpaklı bir süvari dolaşırmış gizlilerde
Köylüler böyle diyorlar
Yatsıları
Nal sesleri duyulur mu yağmur olursa

Ne mümkün en ulus havalarda duyulacak
Erzurum'a doğru şah damarın oynar gibi
Gören eden yok her nasılsa
Kalpaklı olduğunu biliyorlar
Kemah köylüğünde fakir fukaraya azık dağıtsaymış
Üçer arşın kefenlik
İçlik ve mintan
Birer kese sarı lira cep harçlığı
Olur mu olmaz mı arsıı bilinmiyor
Tılhas'ta bir kağnıya dokunmasıyla bir ne halsa
Araba traktöre tebdil olmuş
Allah tarafından
Tercan toprağındaki kerametini
Anlata anlata bitiremiyorlar
Köylüler böyle diyorlar
Gecenin arkasında bir yerde
Ufaldıkça gaz lambaları
Nehrin omuzlarında yaslanmış yaslı ve dindar
Yalnızlıktan soğumuş dağlar
Kalpaklı bir süvari dolaşırmış gizlilerde
Yatsılarda
Kemal Paşa diyorlar.

Attila İLHAN

9 Kasım 2009 Pazartesi

*ŞAH BEYİTLER-28



Meh durdu mukabil sana buldukça kemâl
Gördü ki özünde sence yok hüsn-i cemâl
Bu gayete yetti incelip gamdan kim
Za'f beden ile bedr iken oldu hilâl

Fuzuli

Ay büyüyüp dolunay olunca kendini seninle karşılaştırmaya,
boy ölçüşmeye kalkıştı;
fakat gördü ki kendinde seninki gibi güzellik yok .
bu düşünceyle-kıskançlıkla-öyle kederlendi ki eriyip gitti ve ayın ondördü iken hilâl haline geldi.

Ayın hilâl veya dolunay olması doğal bir durumdur.
Şair bu olayı hüsn-i tâlil sanatı yaparak başka bir sebebe bağlıyor.
Ayın hilâle dönmesini kendindeki güzellik noksanlığını görüp kıskançlığa düşüp kederlenmesine ve bu kederden eriyip gitmesine bağlıyor.
Hzl. İbrahim Cemal TORUN
Özel Adana Gündoğdu Koleji
T.D. ve Edb.Öğretmeni

6 Kasım 2009 Cuma

*GÜLÜMSÜYORUM



 


 
sokakta giderken,kendi kendime
gülümsediğimin farkına vardığım anlarda
insanların beni deli zannedeceğini düşünüp
gülümsüyorum

Orhan VELİ

5 Kasım 2009 Perşembe

*UMUT YAPRAKLARI



Öyle bir ilk yaz ol ki korkut yaprakları,
Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
Sararıp dökülürken güz rüzgârlarında
Ardında savrulsunlar, unut yaprakları.
Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
Seninle yeşerdiler, seninle soldular..
Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.

Özdemir Asaf

4 Kasım 2009 Çarşamba

*YAŞAMAK, SEVMEK ve ÖĞRENMEK



Aşıklar sadece daha iyiyi umut etmeyi değil,
onu yapmak için çaba göstermeyi de öğrenirler.
Aşkı sıradan şeylerin tutsağı yapmak, onun tutkusunu almak
ve onu sonsuza kadar yitirmek demektir.

Gerçek sevgi, kimin daha kârlı çıkacağını düşünmeden
bir insana vermeyi düşünmektir.

Engellere üzerinden aşılacak fırsatlar olarak bakarsak
sadece çözüm bulmakla kalmayız,
kendimizin genel sorun çözme yeteneklerimizi de artırırız.

Sevgi yetişmek için en verimli toprağı sunar bize.
Sevgi, eski yaraları açmak değildir, onları kapatmaktır.
Ayağa kalkıp yaşamaya devam etmek demektir.

Kalp; tutkularımızın yaşadığı yerdir.
Çok narindir, kolayca kırılır ama inanılmaz derecede esnektir.
Kalbi aldatmaya çalışmanın anlamı yoktur.
Onun yaşaması bizim dürüstlüğümüze bağlıdır.

Yaşam; sevgiyle de korkuyla da yürütülse her zaman
bir serüvendir. Korku; yaşamın sınırlandırılmasıdır, hayırdır.
Sevgi; yaşamın özgürlüğe kavuşturulmasıdır. "Evet" deyin.

Derdin ne kadar oturmuş, görünüşün ne kadar umutsuz,
yanlışın ne kadar büyük olduğu hiç fark etmez.
Sevgiyi yeteri derecede anlamak hepsini yok edecektir.

Olgun insan, pek çok yol, pek çok çözüm ve
pek çok sonuç olduğunu bilir. Sevgi kusursuzlukta ısrar etmez.
Ama kim olduğumuz ve nasıl davrandığımız arasındaki
önemli ilişkiyi fark etmemizi gerektirir.

Ne kadar akıllı ya da duyarlı olursa olsun
herkesin yanlışlık yaptığını ve herhalde de yapmaya
devam edeceğini görüp bilmek rahatlatıcı bir şeydir.
O yüzden; neden kusurlarımızı kabul edip,
insan soyuna katılmıyor ve rahatınıza bakmıyorsunuz?

Kendilerine inananlar ve yaşadıkları an'a güvenenler
yaşamı en keyifli bulanlardır. Bunlar, geçmişin pişmanlıklar değil,
anıları depolayacak bir yer olduğunu, geleceğin korku değil,
umutla dolu olması gerektiğini öğrenmişlerdir.
Ve bizim sadece günümüze ihtiyacımız vardır.

Sevmekle geçen bir yaşam; asla sıkısı olmayacaktır.

“SENİ SEVİYORUM" demekten asla bıkmayın ve sakınmayın.

Sadece kalp için hasat zamanı yoktur.
Sevgi tohumu sonsuza dek yeniden ekilmelidir.

Leo Buscaglia

3 Kasım 2009 Salı

*SEVİYORSANIZ EĞER



Seviyorsanız eğer;
Geç kalmayın sakın aşkınızı
söylemeye
telgraf çekin, telefon edin,
mektup yazın...
Uçaklara, trenlere
tüm taşıtlara binin...
Koşun, arayın, bulun,
haber gönderin, birine anlatın...
Duvarlara yazın, ağaçlara kazıyın...
Yani deneyin bütün olanakları,
hiç olmazsa; iki yaprak
samanlı kağıda yazın...
Ama sakın geç kalmayın!
AŞKINIZI SÖYLEMEYE...

Özdemir İNCE

2 Kasım 2009 Pazartesi

*ŞAH BEYİTLER-27



Zinhâr eline âyine vermen ol kâfirin
Zira görünce sûretini büt-perest olur
Bâki

O kâfirin(Sevgilinin) eline sakın ayna vermeyin; çünkü aynada kendi yüzünü görünce putperest olur.
Sevgili güzelliğinden ve merhametsizliğinden dolayı puta benzer.Kâfir ise küfür ehli demektir.
Şair, sevgilisinin hem put kadar zalim, hem de put kadar güzel olduğunu ifade ediyor;
çünkü put taştan veya tahtadan yapılır.Yani taş kalplidir.
Bu yüzden sevgilisinin aynaya bakmasından endişe duymaktadır.

Hzl. İbrahim Cemal TORUN
Özel Adana Gündoğdu Koleji
T.D. ve Edb.Öğretmeni